Sinop'un doğal güzelliklerini, tarihi mirasını ve yaşam kültürünü keşfedin.
İlk Yerleşimler (Yaklaşık MÖ 5500 – MÖ 8. yüzyıl)
Sinop ve çevresinde yapılan yüzey araştırmaları, bölgede özellikle nehir ağızları ve vadiler boyunca Kalkolitik Çağ'dan (MÖ 5500–3200) itibaren yerleşildiğini ve Tunç Çağı boyunca (MÖ 3200–1200) yoğun bir iskâna sahne olduğunu gösterir. Bu döneme ait izlere Gerze çevresindeki Köşk Höyük, Tıngıroğlu ve Maltepe gibi höyüklerde rastlanmıştır. Bununla birlikte buluntularda tam bir tarihsel süreklilik yoktur. İlk Tunç Çağı yerleşimlerinin büyük bir yangının ardından terk edildiği, bunu izleyen ve kabaca MÖ 18. ile MÖ 8. yüzyıllar arasını kapsayan dönemin ise arkeolojik açıdan büyük ölçüde "karanlık" kaldığı kabul edilir.
Sinope'nin Kuruluşu ve Miletos Kolonisi (MÖ 8.–7. yüzyıl)
Kentin saptanabilen en eski adı Sinope'dir ve Antik Çağ'da Paflagonya bölgesi içinde yer alır. Adının kökenine dair iki söylence öne çıkar: Bir rivayete göre kent, adını aynı isimli bir Amazon kraliçesinden; bir başka rivayete göreyse ırmak tanrısı Asopos'un su perisi kızı Sinope'den almıştır. Dönemin sikkelerinde de Sinope'nin başının betimlendiği görülür.
Tarihî kayıtlar, kentin MÖ 8.–7. yüzyıllarda Miletoslu (Milet'li) göçmenlerce bir koloni olarak kurulduğunu aktarır. Coğrafyacı Strabon, kuruluşu Argonotlar'dan Teselyalı Otolikos'a bağlar ve kentin kolonileştirilmeden önce yerli bir halk tarafından yerleşildiğini ima eder. Kolonistlerin bir süre Kimmerler'in akınlarıyla kentten ayrıldıkları, MÖ 630 dolaylarında ise yeniden yerleştikleri rivayet edilir.
Kinik felsefenin en ünlü temsilcisi filozof Sinoplu Diogenes (yaklaşık MÖ 412–323) bu kentte doğmuştur. "Fıçıda yaşayan filozof" olarak tanınan Diogenes, dünya felsefe tarihinin en renkli figürlerinden biridir. Kent MÖ 546–547 dolaylarında Pers egemenliğine girdi; Pers gücünün MÖ 340'larda zayıflamasıyla bu hâkimiyet gevşedi.
Pontus Krallığı'nın Parlak Dönemi (Yaklaşık MÖ 183 – MÖ 63)
Büyük İskender'in ölümünün ardından İranlı soylu Mithridates tarafından kurulan Pontus Krallığı, uzun süredir ele geçirmek istediği Sinope'yi nihayet Kral I. Pharnakes döneminde (MÖ 183/182 dolayları) topraklarına kattı ve başkentini buraya taşıdı.
Sinop, krallığın en görkemli kralı VI. Mithridates Eupator'un (Romalılara karşı yıllarca direnen "Asya Kaplanı") doğduğu kenttir. Bu dönemde kent mabetler, saray, gymnasium ve tiyatro gibi yapılarla donatılmış, surlarla çevrilmiştir. Pontus, Antik Çağ'da Karadeniz'in en önemli kenti olan Sinop'a parlak bir ticaret ve kültür çağı yaşatmıştır. VI. Mithridates'in Roma'ya karşı verdiği uzun mücadele, komutan Pompeius önünde sona erdi ve kral MÖ 63'te yenildi.
Roma ve Bizans Egemenliği (MÖ 1. yüzyıl – MS 1214)
Pontus'un yıkılmasıyla Sinop, MÖ 70/63 dolaylarında Roma idaresine geçti ve bir Roma kolonisi (Colonia Julia Felix Sinope) statüsü kazandı. Roma İmparatorluğu'nun MS 395'te ikiye bölünmesiyle kent Doğu Roma (Bizans) egemenliğinde kaldı.
Bizans döneminde yöre, Ortodoks Hristiyanlığın etkisiyle dil ve kültürde yoğun biçimde Helenleşti. Kentteki en önemli Bizans yapıtlarından biri, bugün hâlâ ayakta olan Balatlar Kilisesi'dir. 13. yüzyıl başlarında, IV. Haçlı Seferi sonrası kurulan Trabzon'daki Komnenoslar'ın denetimine girdi.
Selçuklu Fethi (1214)
Sinop, Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus tarafından fethedildi. Bilimsel kaynaklar fethi 2 Kasım 1214 olarak verir; Sinop'ta ise fetih yıl dönümü geleneksel olarak 3 Ekim 1214 tarihiyle anılır. Şehrin tekfuru Kir Aleksi (Aleksios), sultana vergi vermek koşuluyla serbest bırakıldı.
Selçuklular kenti tahkim etti; surlarda İzzeddin Keykâvus'a ait Arapça ve Grekçe bir kitâbe yer alır. Sultan Alâeddin Keykubad döneminde Sinop'tan hareket eden donanmayla düzenlenen Kırım (Suğdak) Seferi, kentin Selçukluların Karadeniz'deki en önemli deniz üssü hâline gelmesini sağladı. Kösedağ Savaşı (1243) sonrası Selçukluların zayıflamasıyla kent bir süre yeniden Trabzon Rumları'nın eline geçti (1254). Selçuklu veziri Muineddin Süleyman Pervâne, İlhanlı hükümdarından izin alarak şehri yaklaşık 1265–1266'da geri aldı.
Pervâneoğulları ve Candaroğulları (1265 – 1461)
Fetihten sonra Sinop'ta önce Pervâneoğulları Beyliği kuruldu ve yaklaşık 1322 yılına kadar varlığını sürdürdü. Bu beyliğin ardından kent, kısa bir Gazi Çelebi dönemini izleyerek Candaroğulları (sonraki adıyla İsfendiyaroğulları) Beyliği'nin egemenliğine girdi.
Candaroğulları, beyliğin merkezini Kastamonu'dan Sinop'a taşıyarak (yaklaşık 1398) kenti yeniden bir başkent yaptı. Bu dönemde Sinop, cami, türbe, çeşme ve mescitlerle bezenen tam bir Türk-İslam şehri kimliği kazandı. Ünlü gezgin İbn Battûta, 1331–32 kışında uğradığı kenti kalabalık, iyi savunulan ve üzüm ile inciriyle bereketli bir liman şehri olarak betimler. Yıldırım Bayezid, 1395'te kenti kuşatsa da ele geçiremedi.
Bu çağlarda Sinop, Anadolu ile Kırım arasındaki deniz ticaretinin can damarıydı. 1351 tarihli Laurentiana haritasında kentte bir Ceneviz bayrağının bulunması, burada bir Ceneviz konsolosluğu olduğunu; ayrıca Venediklilerin de bir kolonisi bulunduğunu gösterir.
Osmanlı Egemenliği (1461 – 1923)
Fâtih Sultan Mehmed, Karadeniz'in tamamında egemenlik kurma seferine çıktığında 1461'de Sinop'u savaşmadan teslim aldı. Candaroğlu İsmâil Bey şehri Osmanlılara bıraktı; kendisine Rumeli'de (Filibe) dirlik verildi. Fetihle birlikte İsfendiyar tersanesi de Osmanlı donanmasının önemli üslerinden biri hâline geldi. Bir liman ve tersane şehri olarak Sinop'ta gemi yapımı Osmanlı döneminde de sürdü. İdari olarak kent, zamanla merkezi Samsun olan Canik Sancağı'na bağlandı.
Sinop Baskını (30 Kasım 1853)
Kırım Savaşı sürerken, Amiral Nahimov komutasındaki Rus Karadeniz Donanması, sabahın sisinden de yararlanarak Sinop Limanı'nda demirli bulunan Osmanlı filosuna ani bir baskın düzenledi. Patrona Osman Paşa komutasındaki çoğunlukla ahşap ve yelkenli gemilerden oluşan filo, ateş gücü çok üstün Rus gemileri karşısında neredeyse tümüyle imha edildi; binlerce denizci hayatını kaybetti ve Osman Paşa esir düştü.
Bu baskın, deniz harp tarihinde yelkenli ahşap gemilerin yer aldığı son büyük çarpışma ve patlayıcı top mermilerinin kullanıldığı ilk çarpışma olarak özel bir yere sahiptir. Olay, İngiltere ve Fransa'nın savaşa fiilen girmesinde belirleyici oldu. Kent ağır biçimde tahrip oldu; bu tarihten sonra şehir iyice küçülerek büyük ölçüde kale içine çekildi.
Millî Mücadele ve Günümüz (1919 – Bugün)
Samsun'a gitmek üzere Bandırma Vapuru ile yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk, 18 Mayıs 1919 günü Anadolu'ya karadan geçebilmek umuduyla Sinop Limanı'na uğradı; ancak o tarihte Sinop–Samsun arasında karayolu bulunmadığından yolculuğuna deniz yoluyla devam etti.
Cumhuriyet'in kurulmasıyla Sinop bir il merkezi oldu. Engebeli arazisi ve sınırlı kara ulaşımı nedeniyle sanayide büyük bir atılım yaşamasa da; korunaklı limanı, kalesi, tarihî dokusu ve Hamsilos Koyu, Sarıkum, Erfelek Şelaleleri ve İnceburun gibi doğal güzellikleriyle bugün önemli bir kültür ve turizm kentidir. Sinop, son yıllarda yapılan araştırmalarda Türkiye'nin en mutlu şehirleri arasında anılmasıyla da dikkat çeker.